Hikayem & Kadın Yalnız Gezer mi?

Oo hem de ne gezer! Birazdan anlayacaksın sebebini.

Selam, Aylin ben:) Herşey anne karnında beş aylık bir fetüs iken anneciğim ve babacığımın Adana`dan yola çıkıp balayı için Akdeniz ve Ege sahillerini gezerken anneciğimin Ölüdeniz Kumburnu Plajı`ndan karşı sahile yüzmesiyle başladı. “Sana hamileyken yüzmeseydim bu kadar gezginci olmazdın” der annem hep:)  Ne yapayım, suç bende değil!

Tabi sonrasında ben ortaokulda, kız kardeşim ilkokulda ve erkek kardeşim alfabeyi henüz sökmemişken Renault Flash marka arabamızla yolların tozunu attırarak gerçekleştirdiğimiz Konya-Pamukkale-Kuşadası-Finike konaklamali üç haftalık tatilimizi de unutmamak lazım. Sene 98, akıllı telefonlar, GPS`ler yok. Türkiye karayolları haritası benzinliklerde satılıyor ya da gazeteler hediye olarak veriyor. Babam da yolların kurdu, özel bir şirkette formenlik yaparken aynı zamanda şehirlerarası pazarlamacılık da yapıyor ve nereye nasıl gidilir, hafızasından söyleyebiliyor. Yine de bu tatilimizde haritadan ara ara destek almayı ihmal etmiyor (şimdi insanlar GPS ile bile yolu bulamazken kağıt parçası ile tatile çıkmışız, vay be!). Velhasılkelam, anneyle baba doğuştan gezgin oldukları için gezme geni bize de geçmiş:)

Adana`dan çıkıp başka yerler, başka hayatlar keşfetme isteğim lisenin son senesindeyken yavaştan ortaya çıkıyor. O vakte kadar hep ana kuzusu olmuşum, tek başıma alışverişe bile gitmemişim. “Ben Kimya Mühendisi olacağım, İstanbul`da okuyacağım” diye inatlaşmaya başladığımda bizimkiler reddediyorlar;  “Doktor olacaksın’’ diyorlar. `O zaman ben de ODTÜ`de okurum` diyorum ve maceram devam ediyor.

Derken ODTÜ`yü kazanıyorum! 3. sınıftayken de Work and Travel (WaT) diye birşey duyuyorum. Zaten bir dönem okulu uzatmışım, yazın boş boş duracağıma kendime yatırım yapayım diyorum. İngilizce okuma ve yazmam çok iyi ama ders harici konuşma fırsatı pek olmadığı için İngilizcemi geliştirmek için WaT iyi bir fırsat diye düşünüyorum. Tabi bir miktar param olması gerekiyor bu programla Amerika`ya gidebilmek için ve bende bu para yok. Baba-bank`ı 🙂 arıyorum, Amerika’ya gidebilir miyim diye. Tabi reddi yiyorum, arkadaşlarla aramızda konuşsak olmaz mıymış, ne gerek varmış o kadar para vermeye vs. `Orada çalışıp para biriktirip sana olan borcumu ödeyecegim` diye diller dökerek Bababank`ı ikna ediyorum:)

Amerika`ya gideceğim ama yanıma birisi lazım çünkü bırakın yurtdışına çıkmayı, daha hayatımda uçağa bile binmemişim. Zaten bizimkileri de yoldaşım olacak diyerek ikna etmişim. Stajımı birlikte yaptığım arkadaşım er kişidir, beni yaban ellerde korur diye düşünerek birlikte WaT ofisini ariyoruz. O kalkıp Mersin`den gelecek, ben Ankara`dan gideceğim Amerika’ya. Başvuruyu erken yapmamız gerekiyor ki saatlik ücreti yüksek olan işleri biz alabilelim. “ABD`deki çok ünlü bir eğlence parkından yetkili bir kişi gelecek ve seçmeler olacak” diyor WaT ofisindeki yetkili. Tam seçmelerin öncesinde yola birlikte başkoyduğum arkadaş gelemeyeceğini söylüyor – ben dımdızlak ortada kalıyorum! 23 yaşıma kadar uçağa binmemiş, pasaportu olmayan ben, yol ayrımında duruyorum.  Ya tüm riskleri göze alıp tek başıma Amerika`ya gideceğim, ya da bir sene daha bekleyip belki o arkadaşım müsait olur da birlikte gideriz diye dua edeceğim. Kader ağlarını örüyor: İyi ki de WaT şirketi bana bir kitapçık vermiş de en arkasına da Mark Twain`in şu sözlerini koymuş:)

“Twenty years from now you will be more disappointed by the things that you didn’t do than by the ones you did do. So throw off the bowlines. Sail away from the safe harbor. Catch the trade winds in your sails. Explore. Dream. Discover.”  

yani

“Bundan yirmi yıl sonra yapmadığın şeylerden dolayı, yaptıklarından daha fazla pişman olacaksın. Demir al. Güvenli limanlardan çık. Rüzgarları arkana al. Araştır. Hayal et. Keşfet.”

Wowww!!! Pişmanlık mevzusu beni epey düşündürüyor ve ne olursa olsun, bu bilinmeyene gitmek, kendimi tanımak, sınırlarımı anlamak, güçlenmek istiyorum. Ve benim gezi defterimin belki de ilk ve en önemli sayfalarından birisi Amerika maceram oluyor. İnanılmaz yerler görüyorum, farklı  kültürlerden insanlar tanıyorum. En önemlisi, ilk defa para kazanıp, kendi ayaklarımın üzerinde duruyorum ve bunu ana dilim olmayan bir ülkede yapıyorum.

California’dan döndükten sonra da ODTÜ’deki Erasmus öğrenci topluluğuna katılıyor ve çoğunluğu Avrupa’dan gelmiş olan Erasmus öğrencileriyle Türkiye’yi geziyoruz (Antalya, Kapadokya, İstanbul, Uludağ).

Üniversite bitiyor, Samsun`da beyaz yakalı hayat başlıyor. Samsun ne alaka? – macera hevesi + ekmek parası işte! Bir süre arkadaşlarla yaz seyahatleri yaptıktan sonra bir de bakıyorum ki herkes evlenmiş! Tatile çıkabileceğim adam kalmamış ya da tatile çıkılacak tarihler /bütçeler birbirine uymamaya başlamış. O sırada Sabancı Executive MBA yapıyorum ve okuldan bir arkadaşıma dert yanıyorum.  Bana demesin mi `Club Med Kemer diye bir tatil köyü var, orada çok rahat tek başına tatil yapabilir, arkadaş edinip keyifli vakit geçirebilirsin.`.  

`İyi ki…` ile başlayan cümleler bu tatilden sonra da gelmeye devam ediyor. Can yoldaşı olur diyerek paylaşımlı oda satın aldığım için hayat bir anda başka bir boyuta geçiyor. Oda arkadaşım Fransız ve googletranslate ile anlaşıyoruz. Onun arkadaşlarıyla tanışıp yeni sporlar öğrenerek (su kayağı, okçuluk) harika vakit geçiriyorum ve şunu anlamaya başlıyorum: kendimizi yalnız bıraktığımız kadar yalnızız. İnsanlara kapılarımızı kapamazsak yalnız geziyor olsak bile çoğalarak inanılmaz tecrübeler yaşayabiliriz.

Sonrasında Latin Amerika’da 13 ülke, Brezilya, İskoçya, Mauritius, Mısır, Sırbistan-Bosna-Hersek-Karadağ-Makedonya`ya yalnız geziler planladım. Şunu kendime ilke edindim:  Zamanı geri getiremeyiz ve parayla satın da alamayız. Bu sebepledir ki harekete geçmek için başkalarını beklemek sadece vakit kaybı.

“İyi de Aylin, kadın başına korkmadın mı oralara gitmeye? Savaştan yeni çıkmışlar/hırsızlık oranı çok yüksek/dillerini bilmiyorsun/ yol bilmiyorsun vs…” Ben insanların korktuğu ‘yalnız gezme’ kavramını avantaja çevirmeyi öğreniyorum. Bir kere, gezerken tanıştığım kişilere tek başıma gezdiğimi soylediğimde koruma duyguları canlanıveriyor ve benim için ellerinden gelenin de fazlasını yapmak istiyorlar. Cesaretimi takdir ediyorlar ve hikayelerimi dinlemeye bayılıyorlar. Çünkü kimseye önyargıyla yaklaşmıyorum. Zira yeni tanıştıysam o insan benim gözümde iyi ve benim yardım kapım. Öğrenmeye açım ve dört kulakla insanların anlattıklarını dinliyorum.  Çünkü öğrenme bittiğinde yaşama isteği biter.

“Peki bu siteyi neden açtın?” dersen… Aslında daha erken açacaktım ama işten ayrılmam ve 1,5-2 ay diye planladığım halde dönmek istemeyip 1 seneye uzattığım Latin Amerika seyahatine çıkmam sebebiyle tarihi ötelemiş oldum. Kadınlara, erkekler kadar güçlü olabileceklerini göstermek, gezmenin kişiyi özgürlüğe götürecek yol olduğunu anlatmak, kendimize çizdiğimiz saçma sınırları silebilmek ve birlikte keşfedip keyfi artırmak tüm derdim aslında. Bir de 2018 Aralık ayında yaptığım Balkan turunu planlamak için epey emek harcadım ancak bir de baktım ki yaptığım planlar oraya gidince ülkeler arası ulaşım alternatiflerinin internet sitelerinde yanlış verilmesinden dolayı değişmek zorunda kaldı ve bazen de can sıkıcı boyutlara ulaştı. O sebeple Balkanlar`da nasıl gezilir, nelere dikkat edilir, bu bilgileri paylaşmak ve insanların planlarını kolaylaştırmak istiyorum. İlave olarak, 2013’te Brezilya’ya gitmiş olduğum halde diğer Latin Amerika ülkelerine İspanyolca bilmediğim için gitmemiştim ve tek başıma oralara gitmenin çok tehlikeli olduğunu da söylüyordu herkes. Ve ben bu ülkelere yıllar sonra yalnız gittim ve benim gibi gitmeyi erteleyenler varsa onların gezilerini mümkün olduğunca kolaylaştırmak, giden-gidemeyen herkese Latin Amerika kültürünü tanıtmak istiyorum. Çünkü Latin Amerika’da İspanyolca bilmeden gezmek imkansız değilse de oldukça zor. Bu sebepledir ki Guatemala’da İspanyolca ders alarak ve Orta Amerika’nın en eski kültürlerinden olan Maya bir ailenin evinde kalarak seyahatime devam ettim. Ayrıca  beyaz yaka hayatlarımızda daha çok paralar kazanmaya uğraşırken kaçırdığımız hayatın güzelliklerini sizlere anlatmak, ‘ben bunu yemeden/içmeden/bu şekilde hayatta yaşayamam’ demenin ne kadar anlamsız olduğunu, her türlü değişen şarta ayak uydurabileceğimizi ve gittiğimiz yerlerde çalışarak astronomik rakamlar harcamadan  gezebileceğimizi göstermek istiyorum.

Hem Paulo Coelho ne demiş: `Ne de olsa bazen kim olduğumuzu bulmamız için kendimizi kaybetmemiz gerekir.`.

Hayat kısa, birlikte keşfetmeye hemen başlayalım o zaman! 🙂

p.s. Anneme ve babama ne kadar teşekkür etsem az. Onlardan başkası ailem olsaydı, daha zengin ya da daha fakir olsaydık, şimdiki ben olamazdım, iyi ki varlar:) Aşağıdaki karikatürün emekçisi kardeşim Selin’e de ayrıca teşekkürler:)

yalnız iyi gezdim karikatür
Yalniz Iyi Gezdim 🙂
error

Gezi yazılarımı beğendiyseniz diğer sosyal medya hesaplarımı da takip edebilirsiniz:)